50 yıllık meyhaneler listesi



Bazı meyhaneler vardır ki içinde geçmeyen hikaye, edilmemiş sohbet, yaşanmamış aşk kalmamıştır. Öyle mekanlara girdiğimizde bütün o tarihi ve yaşanmışlığı hisseder, bunun bir parçası olduğumuzu anlayarak mutlu oluruz. İşte size en az 50 yıllık geçmişi olan meyhanelerden bazıları.

Kör Agop’un meyhane macerası, 1938 yılında Kumkapı sahilindeki sandalında başlıyor ilkin. Semtte uzun süre köşe kapmaca oynadıktan sonra, eski bir gümrük binası olan şimdiki yerini 1980’li yılların başında satın alıyor. Fakat birkaç ay içinde vefat edince, meyhane geleneğini aile fertlerine miras bırakıyor. Önce oğlu Hayko, şimdi ise torunu Daniel İnciyan tarafından idare edilen Kör Agop’un Yeri, iki katlı, yüksek tavanlı, tarih kokan bir merkez. Üst kattaki cam vitraylar özenle korunan yapının kırılgan süslemeleri olarak, tarihi yaşatmanın, geleneği sürdürmenin hassasiyetinin de simgesi gibiler. Geleneğin mutfakta da sürüyor elbette. Menüye deniz ürünleri hâkim. Mevsiminde “tenekede uskumru” mutlaka sorulmalı. Yaz aylarında ise pavurya es geçilmemeli. Topik, pilaki gibi mezelerle birlikte kendi yapımları zeytinyağlı sarmayla sofra donatılabilir. Akşamın sonunda ise balık çorbası hem rahatlamak hem de geceyi taçlandırmak için ideal. Haftanın her günü açık olan meyhanede rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederiz. Bu masalardan Yaşar Kemal, İslam Çupi, Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Levent Kırca, Robert Plant gibi ustaların geçtiğini unutmadan.

Sadece Yeniköy’ün değil, tüm İstanbul’un en köklü mekânlarından biri, Deniz Park Restaurant ya da onu haklı üne kavuşturan adıyla Aleko’nun Yeri. Bir bölümü deniz üzerine kazıklarla inşa edilen Aleko’nun Yeri’nin kuruluş tarihi 1967. Kurucusu Aleko 1995 yılında aramızdan ayrılınca görevi devralan ailesi de babalarının izinde halen işi layıkıyla sürdürüyor. Denize bakan ve tabandan tavana uzanan geniş camekanın sunduğu panaromik boğaz manzarası mekânın en önemli özelliği. Menünün ağır topları tabii ki deniz ürünleri. Mekânda hazırlanan çiroz ve kömür ızgarada pişirilen mevsim balıkları es geçilmemesi gereken lezzetler. İncir tatlısı ise yemek sonrası ağız tatlandırmak için bire bir; tabii o muhteşem balıkların tadından feragat etmek isterseniz…

“Sabahları uyanınca buzdolabından kaşar-salamı, fırından da taze ekmeği kapıp, kimseler ortalıkta yokken gelirim. Kapıyı açtığımda 100 yıllık anason kokusu karşılar beni. Hayatıma sinmiş olan o koku.” Böyle diyor, tarihi semtin güzide meyhanesini babasından devralan Arif Kızıltay. 1895’te Fransız demiryolu işçilerine lokal olarak hizmet veren bina, 1948’den bu yana Safa olarak varlığını sürdürüyor. Neredeyse dört insan boyu yüksekliğindeki ahşap tavanı, duvarlardaki büyük gömme vitrinleri, ilk yapıldığından beri kullanılan havalandırma sistemi ve yağlı boya tablolarıyla zamanda bir yolculuk gibi Safa’da sofra kurmak. Hele o sofrada birbirinden güzel mezeler mevcutsa! Hemen her meze kendi mutfaklarında hazırlanıyor, lakerda dahil. Lakin buraya gelip de Arnavut ciğeri yemezseniz ziyaretiniz kabul olmaz. Her mezesinin kendine has bir tadı var Safa’nın. Zeytinyağı da, peynir de yarım asırdır aynı yerden geliyor. Yazları arka bahçesi de açık olan bu meyhane klasiği Aydın Boysan, Selim İleri ve Vefa Zat’ın da uğrak yerlerinden olmuş. Pazar günleri, kandillerde ve Ramazan ayında kapalı olan meyhaneye rezervasyonla gidilmesi tavsiye olunur.

İstanbul’un yaşayan en eski meyhanelerinden biri. İstiklal’den Balıkpazarı’na girdiniz mi, sokağın sonunda, sol kolda yer alıyor. Meyhanenin tarihi derin. Adı Cumhuriyet olmadan evvel bir Rum meyhanesi, ondan da önce bir “bâdehane” olduğu düşülmüş kayıtlara. Bir kaç el değiştirerek bugünlere kadar gelen, şimdi daha çok yıl dönümleri, kutlamalar için gruplara hizmet veren bir restoran. Cumhuriyet Meyhanesi’nin iskemlelerinden yaklaşık bir asırda geçen isimlerle bir yakın tarih ansiklopedisi yazılır: Sait Faik, Melih Cevdet Anday, Cahide Sonku, Lefter Küçükandonyadis bunlardan bazıları. Mutfağıyla da Beyoğlu’nun en zengin duraklarından biri Cumhuriyet. Yüz elli çeşit mezesi, günlük ve taze. Zeytinyağı, zeytin, nane, kekik Gemlik’ten geliyor, peyniri ise Ezine’den. Zeytinyağlıları, ot mezeleri, yoğurtlu mezeler tavsiye ediliyor. Midye dolma, kalamar dolma, patlıcan salatası, hamsi salamura, midye pilaki, karides pane, karides şiş, mitte köfte, yaprak ciğer öne çıkan mezelerden bazıları.

İzmir Zeytinlik’te üç kuşaktır hep aynı özenle işletiliyor. “Tulumbalı Meyhane” olarak da bilinen meyhanenin kurucusu Nihat Bey’in mirasını oğlu Erkan Arınç ve sonrasında torunu Eray Arınç devralmış. Kuruluşu 1958 yılına dayanan meyhanenin özelliği, servisin tulumbadan yapılıyor olması. Bu fikri Erkan Bey’in gördüğü bir rüyaya borçluyuz. On yıllar boyunca sayısız ünlü müdavimi olmuş bu özel meyhanenin. Sadece Müzeyyen Senar ve Metin Akpınar isimlerini versek yeterlidir herhalde. Burası sakatatlarıyla da nam salmış. Burada yenilen tandırın, kokoreçin, kavurmanın, beyin panenin, kâğıtta pastırmanın tadı damağınızda kalıyor. Kasap köfte ve pirzolanın lezzeti de eşsiz. Soğuk mezeler arasından en beğenilenleri patlıcanlı yoğurt, ıspanak borani ve terbiyeli fava. Vedat Milor’un Nihat Baba’nın Yeri hakkındaki sözlerine kulak verelim: “Alaaddin’in sihirli lambası elimde olsa ve içinden çıkan cin, ‘Dile benden ne dilersen’ dese, böyle bir meyhanenin İstanbul’da olmasını dilerim.”

1966 yılında Hüseyin Bayındır, Karanlık Ahmet’in Meyhanesi’ni devralarak açar bu mekânı. “Gazi Baba” lakabı ise çocukken tarlada geçirdiği bir kazada bir ayağının sakat kalması sonucu verilmiştir. Babacan meyhaneci, vefat ettiği 1988 yılına kadar kalır işin başında. Oğullarından biri önce Edirne’de, sonra Altınoluk’ta Lalezar Et Lokantası adı altında faaliyet gösterirken, diğeri Gazi Baba ismini sürdürmeye karar verir. Yeni Gazi Baba’nın dekoru modern çağa ayak uydursa da eski ruhuna saygıda kusur etmez. Yığma taştan oluşan eski bir binada ikamet eden meyhaneye “Getto” da deniyor. Mezeler özenle hazırlanıyor. Yerel bir lezzet olan mamzananın yanı sıra, borani ve közde peynirli patlıcan özellikle not edilmeli. Bölgenin lezzetli et ürünleri ve Meriç Nehri ile Saroz Körfezi’nden temin edilen su ürünleri de, olması gerektiği gibi. İlaveten, canlı fasıl müziği var.

Kurtuluş, Madam Despina’nın meyhanesindeki lezzet ve muhabbetle anılan bir semt idi yarım yüzyıl evvel. Öyle ki, Türkiye’nin ilk kadın meyhane işletmecisi olarak bildiğimiz Madam Despina’nın mezeleri, zamanla şehrin çeşitli meyhanelerinde “Despina” adıyla sunulur oldu. Gökçeadalı Despina Kanlı’nın yarattığı bu mahalle meyhanesinin tadını bugün tam olarak alabiliyor muyuz? Kim bilir belki de yıllara yenilen ve aramızdan ayrılan sadece Madam Despina değil, o günlerin zerafetiydi de. İşletme el değiştirse de alıştığı kapıdan geri durmuyor. Mutfağa ve menüye pek dokunulmamış. Dekorasyonu, muşamba örtülü masaları, tadı, lezzeti, minik bahçesi, tarih kokan duvarlarıyla tipik Rum meyhanesi olan Madam Despina’nın aşçısı da hâlâ aynı, Mustafa Usta. Despina’yla birlikte çalışmışlığın verdiği güvenle sunuyor mezelerini. Yoğun sıcak mezelerle boğmuyorlar masayı. Kuzu ciğeri meşhur, Rum usulü pilakisi enfes, haydarisi eski usul demlendirilmiş. Yaklaşık yirmi beş-otuz çeşit mezesi bulunuyor. Hafta sonları fasıl ekibi de kulağınızın pasını alıyor.

Türkiye’nin 100 tarihi restoranı arasında anılıyor. Balık yemeklerinde 1957’den bu yana ustalık sergiliyor. Restoran, 12 dönümlük bir alan üzerinde, düğün bahçeleri, fasıl salonu ve cafe gibi diğer noktalarla birlikte büyük bir tesisin bir parçası. Zemini halı kaplı, klasik möbleli salon çok ferah. Pergulenin altında uzanan bahçesi dillere destan. Burada tuzda balık, şevketibostanlı balık, güveçte karides, deniz mahsullü pazı sarma, çöp kalamar ızgara, Rum usulü ahtapot tandır gibi spesiyallerin tadına bakabilirsiniz. Soğuk mezelerden köz patlıcan üstüne kırmızı kuru biber atılarak yapılan Mercan meze, ahtapot söğüş, yengeç söğüş, kokteyl zeytinli dil sarma ve kurutulmuş domates en sevilenler arasında yer alıyor. Mercan, turizm işletme belgeli bir restoran.

Dünya gotik mimarisinin İstanbul’daki bekçisi, Anadolu’yu İstanbul’a taşıyan anılarla dolu Haydarpaşa Garı 1908’de inşa edildiğinde, Haydarpaşa Gar Lokantası da akabinde devreye giriyor. 1964’ten bu yana ise, bugünkü haliyle, yani bir meyhane olarak Sözübir ailesi tarafından işletiliyor. Şimdi dümen üçüncü kuşakta. Kentin tam ortasında olmasına rağmen, kentin gürültüsünü duymayacağınız ama bir fotoğraf gibi karşınızda beliren Kadıköy ve Tarihi Yarımada manzarasıyla İstanbul’un en güzel manzaralarına sahip noktalardan biri Haydarpaşa Gar Lokantası. Çinili duvarları ve boydan boya eski İstanbul fotoğraflarıyla karşılıklı oturuyor ve 110 yılda bu geniş sütunlara kimler dokunmuş, ceviz ağacı masalarda kimler oturmuş diye düşünmeden edemiyorsunuz. Bu güzel manzaraya şahit olmak isteyenler arasında Selim İleri, Candan Erçetin, Ayşegül Aldinç, Cem Yılmaz gibi müdavimler var. Yakın zamanda ise Urla’nın konsept mekânlarından Mythos ile ortaklığa giderek, Urla’nın ve Mythos’un mezeleriyle sofralarını zenginleştirdiler. Levrek lokma, Girit ezme, Arnavut biberli patlıcan ezme, yaprak ciğer en beğenilen lezzetleri.