Adalar’dan müdavimi olacağınız meyhaneler



Mevsim yaz olur da Adalar’a gidilmez mi? Gerçi yaz döneminde vapurlar tıklım tıkış oluyor ama vapur yanaşıp da adaya adımınızı attığınızda İstanbul’un keşmekeşinden kurtulmanın verdiği hissi yaşayanlar bilirler. Çiçeklerle bezeli ada sokaklarında, tarihi köşk ve konakların arasında dolaştıktan sonra şöyle güzel bir akşam masası kuracağınız meyhaneleri sizler için listeledik.

 

Büyükada’nın ilk restoranı. İstanbul’un hâlâ ayakta olan en eski meyhanelerinden biri. Adı, İtalyan sahibi Bay Façyo’dan geliyor. Bugün dördüncü kuşak işletiyor Façyo’yu. Adanın en kadim ve haliyle en kıymetli mekânlarından biri olan restoranın masaları size kimlerin bu restoranda buluştuğunu, dans ettiğini, deryalara daldığını bir bir anlatıyor. Bunca yıl ayakta kalabildiğine göre, elbette leziz bir menüsü var restoranın. Yaprak sarması, kabak tavası, gravyerli paçanga böreği, gravyer kroketi tavsiye edilir. Ama olmazsa olmaz varsa o da ciğer tava. Bu balık cennetinde ciğeri tatmadan dönmeyin bizce...

Meşhur Rum Lokantası Select’in yerinde 1996’dan bu yana Ali Baba namıyla hizmet veren mekân, balık ağırlıklı sofrasıyla ön plana çıkıyor. Eski dekorasyonuyla çok oynanmamış; Fransız parke taşlarıyla kaplı iç duvarlarda Cumhuriyet yıllarının ilk dönemlerine ait fotoğraflar asılı. Select Lokantası’nın eski günlerinden kalma enstantaneler de bu görsel kayıt içerisinde elbette. Ali Baba’nın mutfağında bugün, Select Lokantası’nın Rum esintili mezeleri olmasa da, yeni mekânın kendine has mezeleri de çok beğeniliyor. Patlıcan salatası, hamsi tavası, ançuezi Ali Baba’nın demirbaşları. Bunların yanı sıra ahtapot tava ve kalamar ızgara da kokusuyla dahi doyacağınız mezeler.

Büyükada’da meyhane denince ada halkının vereceği ilk isim ünlü meyhaneci Bay Milto olacaktır büyük ihtimalle. 1935 yılında açtığı küçük meyhanesinin bugünkü görkemli halini kendi de tahmin edemezdi. 1970’li yıllarda meyhaneyi babaları Milto’dan devralan oğulları bugüne değin salim taşımışlar bu emektar mekânı. Elbette Milto Restaurant, sadece Ada’nın değil İstanbul’un da en fiyakalı Rum meyhanelerinden biri olmanın gereklerini mutfağında da yerine getiriyor. İskorpit salatası, eski kaşar ve gravyer peyniri karışımıyla yapılan kroket, levrek dolma, Rum salatası sofranın olmazsa olmazları. Mevsiminde deniz börülcesi de çok tercih ediliyor. Restoran disiplini gereği mevsimsiz sebzeler mutfağa girmiyor. Günlük olta balığını da bulduğunuza göre adada keyifli bir akşam yemeği sizleri bekliyor.

Heybeliada motor iskelesinin tam karşısında konuşlanmış olan Heyamola, adaya adımınızı attığınız gibi sizde bir mola verme isteği uyandıracaktır. Sıcak ve samimi havasını sadece dekorasyonuyla değil işletmecilerinin özeniyle de bir arada veriyor. Aydınlatma ekipmanlarında kullandıkları Bodrum kabakları da Heyamola’ya ayrı bir renk katmış. Dil şiş, iskorpit kavurma, balık kokoreç, ahtapot ızgara, soslu ahtapot, ahtapot güveç ve kalamar dolma öne çıkan lezzetleri arasında... Bir de Heyamola’nın havasına kaptırıp son vapuru kaçıranların çok olduğu söyleniyor, uyarmadı demeyin...

Büyük İskender’in ordusunun komutanlarından Antigoni, Burgazada’yı keşfetmekle kalmamış, ona ismini de vermiş. Bu ismi ve bu tarihi 1997’den bu yana Antigoni Restaurant yaşatıyor. Denizin dibinde, limanın yamacında sıra sıra uzun masalarıyla rengârenk görünüyor. Fazıl Say, Mirkelam gibi müzisyenleri sık sık ağırlıyor. Kekik serpilmiş mis gibi zeytinyağı ile karşılanıyorsunuz öncelikle. Ardından 30 çeşit meze arasından seçtikleriniz geliyor sofranıza. Soslu uskumruyu öneririz. Levrek sarma, ahtapot ızgara, gravyerli kaşar kroket ve patlıcan salata da olmazsa olmazlardan. Sezonda her Çarşamba alaturka geceleri düzenleniyor ve bu günlerde yer bulmak, rezervasyonunuz yoksa pek mümkün değil.

Öncelikle, bir mekândan çok tarihle temas ettiğimizi hatırlatalım. Dile kolay 75 senelik bir maziden bahsediyoruz. Burada izlenen günbatımına öyküleriyle eşlik eden Sait Faik olunca, adaya 3 kilometre uzaklıktaki bu şirin tepe elbette kıymetleniyor. Hem öyküler, hem de Sivriada ve Yassıada’nın üzerinden batan güneşle birlikte, sofralar kuruluyor, kebap tandırı ateşleniyor. Tandır konusu mühim. Zira hâlâ geleneksel Anadolu usulünde pişiriliyor ve kokusu bile iştah açıyor. Yanında zeytinyağlı enginar, arnavut ciğeri, fesleğenli mezgit tavsiye edilir. Dedesinden babasına, babasından da kendine kalan Kalpazankaya’yı son yıllarda yeniden o eski ününe kavuşturan İsmail Bucak teşekkürü hak ediyor. Kalpazankaya’ya faytonla ya da yürüyerek ulaşabilirsiniz. Tekneyle yanaşmak isteyenler için de, mini bir iskelesi mevcut. Yazları yanınızda havlunuzu ve mayonuzu getirmeyi de ihmal etmeyin. Sezonda, özellikle hafta sonları rezervasyon şart.