Adını denizden alan meyhaneler



Denizlerimizde av sezonu ikinci ayına girerken biz de maviliklerin içinden karaya kondurulmuş hissini uyandıran meyhanelere bir göz atalım dedik. Engin denizlere mütevazı bir selam çakan bu meyhaneler en az dekorasyonu ve ambiyansı kadar lezzetleriyle de isimlerinin hakkını veriyor. Lafı fazla dolandırmadan “vira” diyelim o zaman...

 

Filika, Bakırköy sahilinde küçücük, masmavi denizin rengiyle boyanmış bir meyhane… İsmi bildiğiniz kurtarma gemisinden geliyor ama Filika’nın işletmecisi Serkan Bey için anlamı başka. Küçükken ablasının kendisine hediye ettiği bir filika düğümü, bu yerin adının Filika olmasını sağlamış. Filika Meyhane’ye özel “Adını sen koy” isimli mezesinin çıkış hikayesi de en az mezenin ismi kadar ilginç. Alamet-i farika diğer mezeleri de tekmil-i bakla fava ve özel filika soslu şakşuka. Ayrıca Filika’da haftanın dört günü canlı müzik olduğunu da unutmadan ekleyelim.

İçinde unutulmuş tatları ve muhabbetleri yaşatan İki Sandal Meyhanesi, Kumbahçe’de Halk Plajı’na inen yokuşta, mis kokulu yaseminler ve begonviller arasındaki taş binaya demirlemiş yolcularını bekliyor. İşletmesi ve menü konsepti İstanbul’un kült İnciraltı Meyhanesi tarafından üstlenilen İki Sandal’da lezzet, eski zamanlara bir yolculuğa dönüşüyor. Eski Beykoz Ermenileri’nin tarifine göre yapılmış topik ve dalak dolması, Sefarad mutfağından beyin tava, eski bir Süryani tarifine göre yapılmış muhammara, gerçek yerli uskumrudan çiroz salatası, Yanya mutfağından sütlü incir tatlısı, yine bir 15. Yüzyıl tarifinden yapılan “limon peltesi” bu yolculukta masanızdan ayırmayacağınız lezzetlerden birkaçı…

Tarihi bir Rum evinde hizmet veren Filika, yapının tarihi dokusunu bozmadan binayı dekore etmiş ve mavi-beyaz renkleri hakim kılmış. Çalışanların ve mekan sahibinin sıcaklığı müdavimlerini buraya bağlı kılan en büyük etkenlerden. Çalışanlar ve müdavimler arasındaki ilişki o kadar samimi ki gelen herkese kendisini evinde gibi hissettiriyor. Hatta mekan sahibi Erhan Ok, bazı gecelerde gitarı eline alıp çok güzel akustik geceler yaşatabiliyor. Fesleğenli mezgitinden tatmayı da unutmayın.

Kumkapı’nın büyük ve eski meyhanelerinden. İki katlı ferah bir yapının içinde. Ahşap kolonlar, dekorasyondaki sadelik nedeniyle iyice öne çıkıyor. Sandal’ın menüsü epey zengin ama mutfağın amiral gemisi balıklar. İsteğinize göre hazırlanan tariflerle çeşitlilik yaratmak mümkün. Günlük hazırlanan mezelerde ise közde kırmızıbiber muhakkak masada olmalı. Pilaki, fava ve zeytinyağlı sarma da öne çıkanlardan. Mevsiminde ise yine zeytinyağlı enginar ve kırmızı pancar not edilmeli. Geceyi tatlı sonlandırmak isteyenler içinse muzlu krep bire bir! Kırk yıldan fazladır hizmet veren Sandal’da canlı fasıl icra edildiğini de hatırlatalım.

Sandal Bozcaada, Rum Mahallesi'nin araç trafiğine kapalı restoranlar bölgesinde bulunuyor. Sokağa bakan duvarına yerleştirilmiş yarım sandal adeta tabelası gibi duruyor. Eski bir Rum kahvehanesinden aslına sadık kalarak restore edilen bu meyhane, Ege mutfağına özgü meze ve yemeklerle on senedir konuklarına hizmet veriyor. Sokağa yayılan masalarıyla da sizleri adanın dokusuna uygun bir meyhane akşamına davet ediyor.

Uzak yol kaptanlarının en ünlü kerteriz noktalarından biri olan Türkeli Feneri’nin halk dilindeki adı olan Rumeli Feneri’nin hemen altında, iki denizi birden kesen konumda yer alıyor Barınak. Olabildiğince salaş ama salaş olmak için değil, ruhu salaş Barınak’ın. Köyün sahil şeridindeki devasa limanı tepeden gören mekân, gerçek anlamda bir barınak. Bazen mecburiyetten sığınan balıkçılara, bazen aşıklara… Dik bir yamaca kurulu Barınak’ın baştan sona balık ağlarıyla örülü tavanı, ağlardaki yüzlerce balık, denizyıldızı, deniz kabukları ve bilumum deniz canlısının kurutulmuşu köyün ruhuna da uygun ince ve güzel detaylar. Hemen altında balıkçı limanı olan bir mekânın mutfağı için ne denebilir ki… Olur da istediğiniz bir deniz ürünü bulunmazsa Barınak’ta, limandan gelmesi 10 dakika. Hatta şu muhabbeti duyarsanız şaşırmayın: “Taze kalkan limana girmek üzere, biraz bekler misiniz?”