Aksaray ve Küçük Ekspres Meyhanesi



1950’li yıllarda Aksaray, halkeviyle, birahaneleriyle, seviyeli içkili lokantalarıyla, meyhaneleriyle, Vangel’in 1894 tevellütlü işkembe çorbası ve kelle paça salonuyla, börekçi dükkânlarıyla, esnaf aşevleriyle, pastane ve kafeleriyle, muhallebicileri, bir başka deyişle sütçüleriyle bir başka güzeldi. 

Ayrıca, Vasil Amca’nın şekerlemeci dükkânı gibi her çeşit şeker satan şekerci dükkânlarıyla, bilardolu kıraathaneleriyle, bahçeli kahveleriyle, bitirimhaneleriyle, hafifmeşrep hanımların işlettiği sefa yuvalarıyla, yazlık ve kışlık sinemalarıyla, Karagöz tiyatrolarıyla, bakımlı parklarıyla, cıvıl cıvıl coşkulu bayramyerleriyle âdeta dayanılmaz bir eğlence merkeziydi…

Hemen her gün İstanbul’un diğer semtlerinden yüzlerce insan, hoş vakit geçirmek, eğlenmek ve kurtlarını dökmek için Aksaray’a gelirdi. Kimileri de Pertevniyal Lisesi’nin önünde tur atan hanımların ilgisine ve beğenisine mazhar olup pas alabilmek, cüzdanlarının gücü ölçüsünde onlarla muhabbet edebilmek, gönül sefaları yapabilmek için postu Aksaray’a sererdi. Tam kozmopolit bir hayat yaşanırdı Aksaray’da, kozmopolit ama seviyeli…

O yıllarda şirin ve tipik bir esnaf meyhanesi olan Küçük Ekspres’i, Selahattin ve Fehmi isminde iki şahıs işletiyordu. O dönemde meyhane tabiri halk arasında tepki gördüğü için, burası genellikle Küçük Ekspres Birahanesi olarak anılırdı. Maksat zevahiri kurtarmak sadece. O günlerde Büyük Ekspres olarak Beyoğlu’ndaki “Ekspres Birahanesi” bilinirdi. Mekânın bir diğer amacı da, “Burası Beyoğlu’ndaki Ekspres Birahanesi’nin bir şubesidir” havasını yaratmaya çalışmaktı. Ayrıca, söz konusu meyhane Aksaraylıların vazgeçilemez mekânlarından biriydi.



Küçük Ekspres’in giriş kapısının sol tarafındaki içki tevzi tezgâhında Fehmi Bey görev alır, tezgâhta daha ziyade bira, zaman zaman da rakı içilirdi. Bira Arjantin bardağında, rakı ise, tek ya da tiryaki kadehinde ikram edilirdi. Masalarda ise, geleneksel limonata bardağı ve bade kadehi seçenek olarak sunulurdu rakı tiryakilerine. Arka bölümdeki salonu, salonun yan tarafından çıkılan üst katı ve bahçeyi Selahattin Bey idare ederdi. Bahçe bölümü bir şekilde Aksaray Parkı alanından alınmıştı. Ayrıca, bahçe bölümünden parkın içine açılan bir kapısı da vardı. Bu kapının sol tarafında da, parkın Çukur Pazar ve Aksaray Tramvay Deposu’na açılan demir kapısı bulunuyordu.

Küçük Ekspres meyhanesinin renkli simaları arasında Asabi Muştak, Manzara İsmail, Tombalak Hüseyin, Yamuk Yılmaz, Gebeş Ali, Kız Ekrem, Parlak Celal, Çökelek Abdi, Harbi Ethem, Canavar Burhan, Balıkçı Gani, Kitapçı (kimilerine göre Kitapsız) Mehmet, Bopstil Sami, yer alırdı. Genç müdavimler arasında, Cavcav Osman, Kıllı Metin, Zambak Doğan, Lüklük Metin, bulunuyordu. Yeni Mehtap Pendik Gazinosu ve Sun Restoran Yeniköy’ün sahibi Adnan Oğuzman ve Sun Restoran’ın işletme müdürü İsmet Denizci, Coşkun Plak’larının sahibi Hilmi Coşkun da gençlik yıllarında Küçük Ekspres’in saygın müdavimleri arasında yer alırdı. O günlerde müdavimler lakaplarıyla anılırdı.

Mekânın mutfağı pek zengin olmadığı için, müdavimlerden bazıları siyah havyar, pastırma, lakerda, likorinoz gibi pahalı mezeleri kendileri getirirdi. Getirilen mezeler güzelce hazırlanıp süslendikten sonra servis edilir, bu hizmet karşılığında ücret alınmazdı. Ayrıca, parkın hemen yan tarafında Balıkçı Galip vardı ve ensesi kalın, çarığı sağlam tabir edilen varlıklı müdavimler balık istediği zaman, hemen oradan temin edilirdi.

Parkın içinden ellerinde tepsilerle Balıkçı Galip’e koşan komiler, “Galip Amca, iki lüfer temizle, üç tane irisinden barbunya ver, bir çingene palamudu doğra” diye bağırarak siparişlerini verirlerdi. Balıklar hazır olunca, miçolar ellerinde balık dolu tepsilerle Küçük Ekspres’in bahçesine koşuştururlar, oradan da doğru mutfağa dalarlardı. Çocukken, bu miçoların tazı gibi koşuşturmaları nedense bana çok sevimli, çok hoş gelirdi. Bu nedenle olacak çoğu zaman Aksaray parkına gider, ellerinde balık dolu tepsilerle koşturup duran cefakâr komileri seyrederdim. Belki de bu sevimli çocuklar sayesinde içimdeki hizmet kıvılcımları hizmet aşkına dönüştü. Birkaç yıl sonra elimde tepsiyle kendimi Samatya’daki Bülent’in esnaf meyhanesinde buldum.

Bu kadar ön bilgiden sonra ilginç bir olaya gelebiliriz artık.

Küçük Ekspres’in saldırgan müdavimlerinden Asabi Muştak, bir akşam yan taraftaki işkembeci Vangel’le epeyce hararetli ve hakaretli bir ağız dalaşı yapmış. Münakaşa sonrasında söz konusu meyhane girip kafayı çekmiş. İyice sarhoş olmuş neredeyse. Hırsını içkiden alamayan Asabi Muştak, bahçe kapısından çıkıp parkın içinde bir aşağı bir yukarı volta atmaya başlamış. Volta atarken, Balıkçı Galip’in arka tarafında bir kedi ölüsü görmüş. Kedi leşini kaptığı gibi doğru ver elini Vangel’in dükkânına koşar adımlarla gitmiş.

Dükkâna girer girmez elindeki kedi leşini çorba kazanının üzerinde salmaya başlamış. O anda durumun vahametini kavrayan Vangel, “Aman pasam, etme pasam, yapma pasam” diye yalvarıp yakarırken, yallah bırakmış kedi leşini kazanın içine. Ortalık bir anda duman olup yangın yerine dönmüş. Etraf koşuşanlarla, kaçışanlarla dolmuş. Bir tek müşteri bile kalmamış Vangel’in dükkânında.

Karşı sırada polis karakolunun önünde taburesinde oturan komiser Sarı Burhan kargaşayı görünce, “Koşun ulan Vangel’in dükkânına, ihtilal oluyor galiba,” diyerek salmış ekibi palikaryanın dükkânına. Birkaç debelleşmeden sonra hadisenin müsebbiplerini yakalayıp getirmişler karakola. Vangel’in gözleri iki çeşme. Hüngür, müngür.. Gözyaşları sular, seller misali… Sarı Burhan allem etmiş kalem etmiş sonunda hadiseyi tatlıya bağlamış. Tatlıya bağlamış ama Vangel’in kâşanesi de iki gün kepenkleri indirmiş aşağıya. Kazan yerinden sökülüp soluğu Çukur Pazar’ın nihayetindeki Kalaycı Burhan’da almış. İki gün iki gece boyunca dükkânın her bir köşesi gelin evi gibi pırıl pırıl temizlenmiş piri pak. Tabiri caiz ise, yerler bile bal dök yala durumuna gelmiş. Ardından, dükkânın resmi küşadını, yani açılışını kim yapmış biliyor musunuz? Pek tabii ki sevimli kahramanımız Asabi Muştak yapmış.

Bu olay gerçekten yaşanmış bir olaydır.

Hey gidi günler hey, ne günlerdi o günler…


Vefa ZAT
24 Kasım 2016 (T)
Karagümrük / İstanbul